Mevat arazi, kelime anlamı itibarıyla "ölü arazi" anlamına gelen, üzerinde herhangi bir mülkiyet bulunmayan ve tarıma elverişsiz toprakları ifade eder. Bu araziler, yerleşim yerlerinden uzak, kimsenin mülkiyetinde olmayan ve ekonomik bir faaliyet için kullanılmayan ıssız bölgelerdir. Hukuki ve teknik açıdan, imar planı dışında kalan, verimsiz ve sahipsiz yerler bu sınıfa girer.
Geçmişten günümüze gelen bu kavram, özellikle kamu mülkiyeti ve toprak ıslahı süreçlerinde büyük önem taşır. Mevat arazilerin en belirgin özelliği, üzerlerinde herhangi bir yapının veya ekili dikili bir alanın bulunmamasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan bu yerler, belirli yasal düzenlemelerle ıslah edilerek tarıma kazandırılabilir veya kamu yararına farklı projeler için tahsis edilebilir. Toprak kanunları çerçevesinde, bu arazilerin statüsü zamanla değişebilir ve işlenmeye başlamasıyla farklı bir hukuki nitelik kazanabilir.
Örneğin, şehre çok uzak, tamamen kayalık veya bataklık olan, hiçbir şekilde ekilip biçilmeyen büyük bir arazi parçası mevat arazi olarak kabul edilir. Eğer bir kişi veya kurum, bu verimsiz alanı devletten izin alarak tarıma uygun hale getirirse, toprak "ihya edilmiş" olur ve ölü statüsünden çıkar. Bu süreç, atıl durumdaki toprakların ekonomiye kazandırılmasını ve çevresel dönüşümün sağlanmasını hedefler. Modern tapu kadastro sisteminde bu tür yerlerin büyük çoğunluğu devletin mülkiyeti altında kaydedilmiştir.
Mevat arazi, hiçbir özel mülkiyete konu olmayan, işlenmemiş ve yerleşimden uzak sahipsiz toprakları tanımlayan teknik bir terimdir. Bu araziler, doğru planlama ve ıslah çalışmalarıyla gelecekte topluma fayda sağlayacak verimli alanlara dönüştürülme potansiyeline sahiptir.