Yatay mimari, yapıların yükseklik yerine genişliğe odaklandığı, genellikle az katlı binalardan oluşan bir şehircilik anlayışını ifade eder. Bu modelde binalar, gökyüzüne doğru yükselmek yerine arazi üzerine yayılır ve doğayla daha iç içe bir yerleşim düzeni hedeflenir. Temel amacı, insan ölçeğine uygun, çevreyle barışık ve sosyal etkileşimi destekleyen yaşam alanları oluşturmaktır.
Bu mimari yaklaşım, özellikle deprem riski taşıyan bölgelerde güvenlik açısından büyük bir avantaj sağlar; çünkü az katlı yapılar yüksek binalara oranla sarsıntılara karşı daha dayanıklı olma eğilimindedir. Estetik açıdan bakıldığında ise şehir silüetini bozmayan, gün ışığından daha fazla yararlanan ve ferah sokak dokuları oluşturan bir yapı sunar. Ayrıca komşuluk ilişkilerinin güçlenmesine olanak tanıyan bahçeli evler veya alçak bloklar, bu sistemin en belirgin yapı taşlarıdır.
Örnegin, kalabalık bir metropolün merkezindeki devasa gökdelenlerin aksine, şehrin çeperlerinde yer alan iki veya üç katlı müstakil evlerden oluşan bir site yatay mimari örneğidir. Bu tür yerleşimlerde her evin kendine ait bir yeşil alanı bulunabilir ve binalar birbirinin manzarasını kapatmayacak şekilde konumlandırılır. İnsanlar beton yığınları arasında kaybolmak yerine, toprağa daha yakın ve doğanın bir parçası olduklarını hissederek yaşarlar.
Yatay mimari, yüksek katlı yapıların getirdiği yoğunluk ve karmaşa yerine, daha düşük yoğunluklu ve huzurlu bir yaşam tarzını benimseyen kentsel gelişim modelidir. Hem güvenlik hem de yaşam kalitesi açısından modern şehircilik planlamalarında sürdürülebilir bir alternatif olarak öne çıkar.