Miri arazi, kelime anlamı olarak “devlete ait arazi” demektir. Osmanlı döneminde kullanılan bir terimdir ve mülkiyeti tamamen devlete aittir. Yani miri arazi üzerinde kişilerin özel mülkiyet hakkı yoktur, ancak bu araziler devlete ait kalmak şartıyla kişilere kullanmaları için tahsis edilebilirdi.
Detaylandırmak gerekirse, Osmanlı toprak düzeninde toprakların büyük bir kısmı miri arazi statüsündeydi. Bu sistemde toprağın çıplak mülkiyeti (rakabe hakkı) devlete ait olup, kullanım ve tasarruf hakkı kişilere verilirdi. Kişi bu araziyi ekip biçebilir, ondan ürün elde edebilir, hatta ölümü halinde bu kullanım hakkı varislerine geçebilirdi. Ancak araziyi satmak, bağışlamak veya vakfetmek mümkün değildi; çünkü asıl mülkiyet devlete aitti. Miri araziler, tımar, zeamet ve has sistemi çerçevesinde devlet görevlilerine veya askerlere gelir sağlamak amacıyla dağıtılırdı. Ayrıca, bu arazilerden elde edilen vergi ve ürünler Osmanlı maliyesinin en önemli gelir kaynaklarından birini oluşturuyordu.
Miri araziler, 19. yüzyılda Osmanlı’da yapılan Tanzimat reformlarıyla birlikte yavaş yavaş özel mülkiyete açılmaya başlandı. Cumhuriyet’in ilanı sonrasında ise bu sistem ortadan kalktı ve günümüzde geçerliliğini yitirmiş tarihi bir kavram olarak kaldı.
Özetle, miri arazi Osmanlı döneminde mülkiyeti devlete, tasarrufu ise halka ait olan bir toprak türüdür. Bu sistem, hem tarımın sürekliliğini sağlamak hem de devletin ekonomik ve askeri düzenini ayakta tutmak için geliştirilmiştir. Bugün doğrudan uygulaması bulunmasa da Osmanlı toprak hukukunu anlamak için temel kavramlardan biridir.